
|
|
||||||||
![]() |
![]() Video Galeri
![]() Foto Galeri
![]() ![]() |
|||||||
![]() |
||||||||
| 31 Ocak 2012, Salı 17:17
![]() Asırlar boyunca bir yerden başka bir yere sürülen, kötü muamele gören ve insan yerine konulmayan Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin hoşgörülü, adaletli, insana değer veren ve herkesi kucaklayan sevgi anlayışından yararlanarak Anadolu topraklarına yerleşmişler ve Osmanlı’nın müslim, gayrimüslim ayırımı yapmadan tüm vatandaşlarına tanıdığı imkân ve fırsatlardan faydalanmışlardır. Osmanlı’nın güçlü dönemlerinde devlete bağlı, milletle kaynaşmış uyumlu bir yapı içinde görülen, devletin her türlü imkânından yararlanan ve yönetimde önemli görevler alma fırsatı bulan Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı dönemden itibaren özellikle Rus ve İngilizlerin kışkırtmaları sonucu isyan ve ayaklanmalar yapmaya başlamışlardır. Bağımsız Ermenistan düşüncesi ile komiteler kuran ve Doğu Anadolu’dan başlayarak İstanbul’a kadar yayılan isyan ve ayaklanmaları gerçekleştiren Ermeniler, bir yandan savunmasız halka saldırıyor, diğer yandan da Osmanlı Padişahına karşı suikast girişiminde bulunuyorlardı. Dış ülkelerin kışkırtmaları sonucu meydana gelen bu isyan ve katliamlar karşısında Osmanlı Devleti, Ermeni cemaatinin önde gelen liderlerine; “Ermenilerin Müslümanları arkadan vurma ve katletme olaylarının devam etmesi halinde gerekli önlemleri alacaklarını” bildirmiştir. Bu uyarıya rağmen olaylar durmak yerine giderek artış gösterince, ordunun bir çok cephede savaş halinde bulunması sebebiyle cephe gerisinin emniyeti ve güvenliği için bazı kararlar alma zorunluluğu doğmuştur. Osmanlı Devleti, yıllarca süren bu isyan, savunmasız halkın katliamı ve 1. Dünya Savaşı sırasında düşmanla işbirliği yapan Ermeni ihanetleri karşısında bir dizi önlemler alma kararına vardı. Alınan karar gereğince; 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni komiteleri kapatıldı ve yöneticileri devlet aleyhine faaliyette bulunmak ve masum insanları katletmek suçlarından tutuklandı. Ayrıca devlet, 27 Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskân kararı almak zorunda kaldı. Tehcir kararı denen bu karar, güvenliği tehdit eden Ermenilerin, o dönemde Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde bulunan Suriye ve Irak’a zorunlu göç ettirilmesinden ibaretti. Bu zorunlu göç esnasında salgın hastalıklar, çete ve hırsızlık saldırıları, intikam almak isteyen mahalli grupların saldırıları ve doğa şartları yüzünden çok sayıda Ermeni öldü. Bu olaylarda Osmanlı Devleti’nin, Ermenileri katletmeye yönelik planlı bir faaliyeti olmamıştır ve bununla ilgili herhangi bir kanıt da bulunamamıştır. Osmanlı Devleti’nin savaş şartlarında ve uğradığı ihanetler karşısında almak zorunda kaldığı bu tehcir kararı, Ermeni iddiaları ile soykırım olarak tüm dünyaya kabul ettirilmek istenmektedir. Evet bu zorunlu göç esnasında çok sayıda Ermeni’nin öldüğü bir gerçektir. Ancak, gerek Ermeni komitelerinin saldırıları gerekse Ermenilerin savaş esnasındaki ihanetleri yüzünden daha fazla sayıda Türk hayatını kaybetmiştir. Tarihi gerçekler ve olaylar bu şekilde cereyan etmişken Türklerin uğradığı ihanet ve katliamlar göz ardı edilerek, dünya kamuoyunda ve bazı Avrupa ülkelerinde olayları bir Ermeni soykırımı olarak göstermek ve bunun için kararlar almak tarihi saptırmaktan, Müslüman ve Türk düşmanlığı yapmaktan başka bir şey değildir. Soykırım; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da kabul edilerek yürürlüğe giren ve Türkiye’nin de altına imza koyduğu uluslar arası bir suçtur. Osmanlı Devleti’nin söz konusu tehcir kararı uygulamasında, Birleşmiş Milletlerce tanımı yapılan soykırımın unsurları oluşmamaktadır. Zira tehcir kararı; o günkü şartlarda devlete karşı isyan eden, savaşta düşmanla işbirliği yaparak Osmanlıya ihanet eden, cephe gerisinde savunmasız Türk halkını katleden, köy ve kasabaları yakıp yıkan ve ordunun ikmal yollarını kesmeye çalışan Ermeni komitecilerine karşı uygulanmıştır. Tehcir kararının sırf Ermeni olduğu için, o etnik grubu yok etmeye yönelik bir karar olmadığı ve kasıtlı olarak Ermenileri ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem olmadığı açıktır. Kaldı ki Türkiye, bu konudaki arşivlerinin tümünü yabancı tarihçilere açmışken, Ermeni arşivlerinin hâlâ yabancılara kapalı durumda bulunması nasıl izah edilebilir. Bu konu siyasilerin değil tarihçilerin akademik tartışması ile sonuçlanacak bir konudur. Bu konudaki kararı da siyasiler değil bağımsız yargı organları vermelidir. Hal böyle iken Fransa’nın aldığı son siyasi karar akıldan, mantıktan, demokrasiden hayli uzak ve fikir ve düşünce özgürlüğüne vurulan büyük bir darbedir. Fransa Senatosunun onayladığı 1915 olaylarını “soykırım” olarak kabul etmeyenleri cezalandırmayı öngören ve tarihi gerçeklerle bağdaşmayan bu yasa, diğer Avrupa ülkelerinde de yayılır ve AB üyesi ülkeler ile ABD’de de kabul görür ise, Türkiye ve Türkler açısından zor bir dönem başlayacak demektir. AB üyesi ülkeler Türkiye hakkında bu şekilde kararlar almakta ve ülkemizi sıkıştırma girişimlerinde bulunmakta iken biz hâlâ, AB’ye tam üye olabilmek için onların arkasında dolaşmaya devam edecek miyiz? Mutlu yarınlar efendim. Bu haber 156 kez okunmuştur.
|
Eğer bu haberi beğendiyseniz burdan +1 özelliğiyle habere 1 puan verebilirsiniz.![]() Üye Girişi
![]() ![]() Yazarlar
![]() ![]() Hayırlı Bir Faaliyet; Ufuk Turu Toplantıları 23 Mayıs 2012 ![]()
![]() Röportaj
![]() Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.
Kaynak Yok |
|||||||