
|
|
||||||||
![]() |
![]() Video Galeri
![]() Foto Galeri
![]() ![]() |
|||||||
![]() |
||||||||
| 3 Subat 2012, Cuma 12:23
![]()
Âlem karanlıklara bürünmüştü. Yeryüzü refah ve saadetten, gönüller huzurdan mahrumdu. İnsanlık Hak’tan, Adaletten, Faziletten ve Tevhid inancından uzaklaşmıştı. Zengin, güçlü ve kuvvetli olanın sözü geçiyor, zayıflar eziliyordu. Zulüm ayyuka çıkmış, her yanı sarmıştı. İnsanlar, insanlığını unutmuş vahşileşmiş, küfür, şirk ve cehâlet bataklığına gömülmüşlerdi. Güçsüzler köle olarak kullanılıyor, mal gibi alınıp satılıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyorlardı. İnsanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, bâtıl inançlar halk arasında kol geziyor, tefecilik ve faiz yoluyla zayıflar ezildikçe eziliyor, cehaletin, bilgisizliğin ve zilletin her türlüsü topluma hâkim oluyordu. İşte böyle bir dönemde yeni bir güneş doğdu dünyamıza… Adı Muhammed olan bir güneşti bu… Yaratıcımız Hz. Allah (c.c.) karanlıklar içinde bunalan dünyaya Muhammed adında kutlu bir güneş gönderdi. Aydınlattı bütün âlemi… Isıttı bütün kâinatı ve insanlığı… Çöküşe ve batmaya doğru giden dünyamıza yeniden hayat verdi. Cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya mâhkum olan mazlumlara umut oldu. Mahzun, kederli ve gamlı gönüller yeniden yeşerdi, canlandı. Karanlıklardan, zulmetten, vahşetten kurtardı ve aydınlattı bütün yeryüzünü bu kutlu güneş… Nur saçtı, ışık saçtı bütün âleme… Nuruyla ısıttı bütün dünyayı ve insanlığı… Nur-i ayn oldu, nur-i çeşm oldu bütün insanlığa… Nur-i iman ve nur-i mübin ile hakikate, doğruya, iyiye, güzele ulaştırdı bütün kâinatı… İnsanlık yeniden neşvü nema buldu.
Muhammed güneşi herkesi sardı, sarmaladı, ışığını kimseden esirgemedi. Âlemlere rahmet oldu, Arşa nur oldu, yaratılmışların en şereflisi, kendinden öncekilerin ve sonrakilerin en soylusu, mevcudatın Efendisi oldu. Peygamberlerin sonuncusu, Allah’a iman edenlerin önderi, elçilerin en hayırlısı, günahkârların şefaatçisi, Allah’ın üstün kıldığı, seçilmiş bir kul, yüce bir Nebi, ulu bir Rasûl oldu, Muhammed-ül Emin oldu bu kutlu güneş…
Kâinata Rahmet olarak gönderilen iki cihanın serveri, önderimiz, rehberimiz, en büyük liderimiz, Âlemlerin Rabbi Hz. Allah’ın son Peygamber olarak görevlendirdiği, yaratılmışların en şereflisi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz Rebiülevvel ayının 12. gecesinde, miladi takvime göre 20 Nisan 571 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi. Hicri takvime göre, Cuma gününü Cumartesiye bağlayan bu gece Efendimizin dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümünü yani Mevlid Kandilini ihya edeceğiz. Kureyş kabilesinin reisi olan Abdülmuttalib torunu dünyaya gelince adını; beynine ve gönlüne hâkim olan bir ilhamla, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok övülen anlamına gelen “Muhammed” koymuş ve torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette, “torunuma Muhammed adını verdim, dilerim ki gökte Hakk, yeryüzünde halk onu hayırla yâdetsinler” demişti. Annesi de Cenab-ı Hak’kı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse anlamına gelen “Ahmed” dedi O’na… Efendimizin dünyayı teşrif ettiği gece bir takım olağanüstü olaylar meydana geldi. O gece aynı anda bir yıldız doğdu ve bilginler bu gece Ahmed doğdu dediler. İran Hükümdarının Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütunu yıkıldı, mecûsilerin İran Istahrabat şehrinde bin yıldır yanmakta olan ateşgedeleri söndü, Save (Taberiyye) gölünün suyu çekildi, bin yıldan beri kuru olan Semâve deresinin suları taştı, Kâbe’deki putlar yüz üstü devrildi. Hz. İbrahim’in büyük oğlu Hz. İsmail’in neslinden gelen Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz, henüz dünyaya gelmeden 2 ay önce babası Abdullah’ı, 6 yaşında iken de annesi Âmine’yi kaybetmiş, böylece hem yetim hem öksüz kalmıştır. 8 yaşına kadar dedesinin yanında kalan Efendimiz, Abdülmuttalib’in ölümünden sonra da öz amcası Ebu Talib’in himayesine girdi ve gençliğini amcasının yanında geçirdi. Daha Peygamberlik görevi verilmeden “Emin” sıfatını aldı. Herkesin güvenini kazandı. Doğruluğu, dürüstlüğü ile ün yaptı. Zalimlere set olmak için gayret gösterdi. Mazlumların yardımcısı oldu. Çocukluğundan itibaren şerlerden uzak kaldı, putlara hiç ilgi duymadı, onlardan yüz çevirdi, tiksindi. Sık sık Hıra mağarasına çıkıp yalnızlığı tercih ediyor, dalâlet, şirk ve cehâlet kokan Mekke insanlarından uzaklaşıyordu. Yine mağarada yalnız olduğu bir zamanda düşünceler içerisinde iken vahiy meleği Cebrail (a.s) ötelerin ötesinden ilk mesajı getirdi. “Yaratan Rabbinin adı ile oku!” Böylece, Peygamberlik süreci başlamış oldu. O’nun Peygamberliği ile cehâlet, şirk ve küfür ateşi söndü, putperestlik yıkıldı, zulüm ve vahşet sona erdi. Zalimlerin sultası yıkıldı. Mazlumların gözyaşları dindi. Kula kulluk devri bitti. Gönüllere tek Allah inancı, yeryüzüne de Hak ve Adalet hâkim oldu. Ruhlar huzura erdi. İnsanlık saadete ulaştı. Tevhid inancı tüm dünyayı sardı.
O herkesin en yakını, insanlara en büyük dost oldu. Vefalıydı, kapısından kimseyi geri çevirmezdi, hiç kimseyi umutsuzluğa düşürmezdi, herkese değer verir, insanların dertlerini dert edinirdi. Dünya işleri için kimseye kızmaz, kimsenin kalbini kırmaz, gönlünü yıkmazdı. Gönüller yapardı. Ağzından kötü söz çıkmaz, kimseyle çekişmez, boş şeylerle uğraşmazdı. Kimsenin kusurunu araştırmaz, hiç kimseyi kınamazdı. Konuşurken çevresindekileri kuşatır, bambaşka bir âleme götürürdü. Kabalaştığı, bağırıp çağırdığı görülmemişti. Fakirlerle birlikte yer içer, onlardan ayırt edilmezdi. Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmaz, gösterişten hoşlanmazdı.
Güzel ahlâkı, hikmeti, takvası, aklı, sabrı, cesareti ve dirayeti ile inananların lideri, önderi ve en büyük örneği oldu. İnsanlığın sevgilisi, Kâinatın Efendisi oldu. İnsanlığın hidayete ulaşması için ve tüm insanların hem dünya hem de ahiret mutluluğu için büyük gayret ve çaba gösterdi. Eziyet ve çilelere aldırmadan, gece gündüz koştu, çalıştı, çabaladı. Tebliğ görevini eksiksiz yerine getirerek kendisine inananları eğitiyor, tüm insanların gönüllerini şirkten, putlardan temizlemek, arındırmak ve onları tevhide yöneltmek için var gücünü ortaya koyuyordu. Yüzyıllardır süren bâtıl inanç sistemini yıkmış, yerine tertemiz olan ve insanlığa huzur, saadet, mutluluk getiren Hak dinin sistemini getirmişti.
Bütün zorluk ve güçlüklere rağmen mücadelesinden yılmamış, kendisine sunulan amirlik, rütbe, zenginlik, şan ve şöhret tekliflerine karşı “bir elime güneşi diğer elime ayı verseniz yine de davamdan vazgeçmem” demek suretiyle sebatı, aşkı, cesareti ve davasına bağlılığını ortaya koymuştu. Kendisine Peygamberlikten önce yıllarca “Muhammed-ül Emin” sıfatını lâyık görenler, para ve eşyalarını güvenerek kendisine emanet edenler, Peygamberliğini ilan etmesi ile birlikte bir anda O’na düşman oldular. Mekke’deki bu nasipsizler, O’nun rahmet dolu sesini kısmaya, yüceler yücesinden getirdiği ulvi mesajı önlemeye çalıştılar. Mekke müşrikleri bu ulvi mesaja, yıllar boyu sadece kulak tıkamakla kalmayıp her türlü baskı ve zorbalık metoduyla karşılık verdiler. Baskı, zulüm ve işkence hat safhaya ulaşınca Rabbinin izniyle Medine’ye hicret etti ve orada İslâm devletini kurdu. Medine’de kurduğu saadet nizamı rahmetiyle tüm dünyayı kuşattı. Daha sonra başta Mekke olmak üzere, bir çok fetihler gerçekleştirdi. Yaptığı gazalarda topraklar değil gönüller fethediyor ve insanlar bölük bölük O’nun kurduğu saadet nizamına yöneliyordu. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz, dünya ve ahiret saadetinin temel prensiplerini ve şaşmaz ölçülerini getirmiş ve o eskimez, pörsümez değişmez doğruları kendi hayatında hassas bir şekilde tatbik ederek bize en güzel örnek ve rehber olmuştur. Dürüstlük, doğruluk, ahlâki güzellikler, sadâkat, diğergamlık ve ahde vefa gibi kutsal değerlerin öncüsü olan ve bizzat Yaratıcımız tarafından kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa en güzel örnek olarak gösterilen Efendimiz, Yüce Allah’ın kâinata gönderdiği en büyük lütfu, en güzel hediyesidir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de; “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, gayet izzetlidir. Sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 128) buyurmuştur. Efendimizin biz ümmetine karşı çok şefkatli ve merhametli olduğunu ve bizim asla sıkıntıya düşmemizi istemediğini, mü’minlerin sıkıntıya düşmesinin ona çok ağır geldiğini ve inananlara çok düşkün olduğunu bizzat Allah-ü Teâlâ bildiriyor. Yüce Allah, ayrıca O’nun; “Âlemlere rahmet olarak gönderildiğini” (Enbiya 107) beyan buyuruyor. Bir başka Âyette, “Ey Peygamber! Biz seni hem bir şâhid, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı, hem de Allah’a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab 45-46) buyrulmakta ve yine bir Âyette, “(Rasûlüm) De ki: Eğer Allah´ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir” buyrulmaktadır. (Ali İmran 31) Bu Âyetlerden anlıyoruz ki; Allah’ın son Peygamberi olan Efendimiz; bir rahmet, merhamet, şefkat ve ihsan Peygamberidir. Aynı zamanda O nurlar saçan bir kandil, bir güneştir. O’nun getirdiği evrensel mesaj bütün kâinatı kuşatmış, bütün âlemi sarıp sarmalamıştır. Bu Âyetlerden, O sevilmeden, O’na uyulmadan, O’nun yolundan gitmeden Allah’ın rahmetine ulaşmanın mümkün olmadığı, Allah sevgisine mazhar olmanın tek yolunun O’na uymaktan geçtiğini de anlıyoruz. O’nu Peygamber olarak seçip insanlığa gönderen Yüce Allah, “Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyurarak kendisiyle birlikte O’na da itaat etmemiz gerektiğini emretmiştir. Ayrıca O’nun bizim için en güzel örnek olduğunu beyan buyurmuştur. Yaratıcının “Peygamber size neyi emretmişse onu yapınız, neyi yasaklamışsa ondan kaçınınız” şeklindeki kesin ve tartışmasız emri fermanı, bizzat Allah-ü Teâlâ’nın O’na verdiği değerinin ve bizden istediği kulluk görevinin nasıl olması gerektiğinin bir göstergesidir. Bu kesin emirler ortada iken bazı kendini bilmezlerin, “Kur’an’dan başka kaynak tanımayız” demeleri, Efendimizin hadis-i şeriflerini ve sünnetini kabul etmemeleri ne büyük gaflet ve ne büyük dalalettir. Sünnete ittiba etmeyenin durumu; tembellikten ise yoldan sapmak, sünneti ehemmiyetsiz görmek ise büyük cinâyet, sünneti kabul etmemek, reddetmek ise Allah’a isyan etmek ve İslâm dairesinden çıkmaktır. Zira O’nu seçen ve O’na itaat etmemizi emreden bizzat Allah’tır. O’na isyan etmenin, O’nu, O’nun sözlerini ve sünnetini reddetmenin Allah’a isyan anlamına geldiğini ve O’nun nefsinden konuşmadığını bize bildiren bizzat Kur’an’dır. Kimsesizlerin kimsesi, dertlilerin dermanı, hastalıkların ilacı, insanların en yakın dostu olan ve rahmetiyle, merhametiyle tüm insanlığı kuşatan Efendimiz; çevresindekilere; “elinizden ve dilinizden başkaları zarar görmesin” buyurdu. “Merhametli olun, birbirinizi sevin, birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz” dedi. “Yetimin başını okşayın, açları doyurun, hastaları ziyaret edin” diye öğütler yaptı. “Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir” dedi. “Mazlumun bedduasından sakınınız” buyurdu. Bir kimsenin kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamasını emretti. “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona yardımını kesmez, ona yalan söylemez, ona zulmetmez” buyurdu. Bunları sadece söylemekle kalmadı, ince ince yaşadı ve yaşattı. O’nun hayatı güzel ahlâk, şefkat ve merhamet örnekleri ile doludur. O’nun eğitiminden geçen binlerce sahabinin hayatında hep aynı güzellikler görülmüştür. Son Elçi, son Rasul Hz.Muhammed (SAV) dir. O en büyük insan, en büyük önder, en büyük örnek, en büyük imam, en büyük Devlet Başkanı ve en büyük Peygamberdir. İzinden gidilecek tek rehberdir O…Yılmadan verdiği mücadelesi ile batılın hükmünü ortadan kaldıran ve Hak’kın hakimiyetini tesis eden en büyük Komutandır O…Sevgisi ve merhameti, engin hoşgörüsü, sabrı ve şefkati ile en güzel öğreticidir O…Samimiyeti, kardeşliği, dostluğu, vefalı olmayı, zulmetmemeyi emreden ve ümmetinden bu hasletlerden asla vazgeçmemeyi isteyen Nebiler Nebisidir O… Adı güzel kendi güzel Muhammed’dir O…Bir Sevdadır Hz.Muhammed…Anlaşılması ve yaşanılması büyük bir ihtiyaç olan bir Sevda…Bir Aşktır Hz.Muhammed…Bedenimizi ve ruhumuzu bütünüyle kuşatması gereken bir Aşk…Bir Rahmettir Hz.Muhammed…Kana kana, yudum yudum içmeye muhtaç olduğumuz bir Rahmet...Dünyada izinden yürüyeceğimiz bir önder, bir rehber, âhirette ise şefaatına muhtaç olacağımız bir Sevgilidir O…Bugün zalimlerin hakim olduğu dünya, ne kadar muhtaç O’na ve O’nun ilkelerine… Ey Allah’ın Rasûlü; Bir güneş gibi doğuverdin üzerimize… Şan verdin bütün âleme… Şeref verdin bütün kâinata… Huzur ve saadet getirdin bütün insanlığa… Ama ne yazık ki, Senden 14 asır sonra insanlık yine cahiliye dönemine döndü. Senin getirdiğin ilkeler ve hayat sistemi terk edildi. Ümmetin olarak büyük sıkıntılara dûçar olduk. Karanlıklar içine daldık. Yolumuzu kaybettik. Çok büyük sıkıntılara, içinden çıkılmaz problemlere ve dermansız dertlere dûçar olduk. Karanlıklar içinde bocalayıp duruyoruz. Senin getirdiğin saadet nizamına, senin hayat sistemine ne kadar da muhtacız şimdi… Dünyada senin ilkelerine, âhirette de şefaatine muhtacız Efendim... Her türlü hatamıza ve yanlışımıza rağmen ümmetin olarak Senin adını, Senin şanını unutmadık Efendim… Senden sonraki yüz yıllar içinde gelip geçen çağın Nemrutları, Firavunları ve Deccalları Seni bize unutturamadılar, unutmadık Seni Ya Rasûlullah… Emirlerini yeterince yapamasak da, bıraktığın Kur’an ve Sünnet yolundan sapmalar yapsak da unutmadık Seni… Senin getirdiğin hayat nizamına ve koyduğun ölçülere tam riayet etmesek de, unutmadık lâtif, lasîf ve ruhumuza huzur veren ismini… Senin kurduğun saadet nizamından uzaklaşmış olsak da unutmadık kutsal yolculuğun olan Miracını… Senin hayat sistemini uygulamasak da unutmadık kutsal yürüyüşün olan Hicretini… Tam istifade edemesek de unutmadık senin kutsal ışığını… Unutmadık seni Ya Rasûlullah, unutmadık, unutmayacağız. Şefaatine muhtacız, “Ümmeti” diyen sesine ve Rahmet dolu yüreğine muhtacız. Tut elimizden ey sevgili… Sancağının altına al bizleri de ey Rasûl, ey Nebi, ey benim Efendim… Mevlid Kandilinizi tebrik ediyor, hayırlara ve güzelliklere vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Mutlu yarınlar efendim.
Bu haber 165 kez okunmuştur.
|
Eğer bu haberi beğendiyseniz burdan +1 özelliğiyle habere 1 puan verebilirsiniz.![]() Üye Girişi
![]() ![]() Yazarlar
![]() ![]() Hayırlı Bir Faaliyet; Ufuk Turu Toplantıları 23 Mayıs 2012 ![]()
![]() Röportaj
![]() Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.
Kaynak Yok |
|||||||