profesyonel web tasarım, reklam, banner, logo tasarlama hizmetleri
    Alış   Satış
Dolar   1.8390   1.8479
Euro   2.3112   2.3223
 
 
Prof. Dr. Esat ARSLAN
Anti-Lozancılara Yanıt
3 Agustos 2010, Salı  13:1 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye meseleleri üzerine, okur-yazar birlikteliği ile kafa yormak, birlikte düşünmek son derece sevdiğim ve her zaman saygı duyduğum işlerden belki de en önde gelenlerinden biridir. Aslında saygı duyulan ortak akıl denilen şey de bundan farklı bir şey değildir. Ortak akıl bu şekilde bir anlam ifade eder. Geniş bir yelpaze ile sorunun başka renklerini de görebilirsiniz. Bir başka deyişle yazar-okur birlikteliği ile el birliğiyle fikir zenginliğine ulaşılanılabilir.
 
Gerçekten de bu son derece katılımcı yurttaş kimliğinin de önemli bir yansımasıdır. Önemsediğim, önemsemeğe çalıştığım işlerin belki de en anlamlısıdır, bu bakış açısı... Ancak bir şey var, burada önemli bir hususu da BÜYÜK HARFLERLE ifade etmek de yarar var. Okur yazar birlikteliğinde ve düzeyli tartışmalarda önem verdiğim ilkelerin en önde geleni ise tartışma ortamlarında saygılı olmak ve de saygı düzeyini koruyabilmektir. Çünkü bu yaklaşım, bizlere nasıl bir coğrafyanın yurt olarak bırakıldığını anlamak ve bu kutsal topraklara bütün bakiyeleri ile birlikte tutku ile bağlanmanın da bir gereğidir.
 
Saygıdan katiyen ödün vermem, saygısızlıktan nefret ederim... Ancak şunu da çok iyi bilmelisiniz ki bu topraklar aynı zamanda kendi içinden bu kutsallığa bu güzelliklere karşı özellikle dış destekli fitne ve fesadı da çıkartabilmiştir...
 
Fitne ve fesadın insanımızı nerelere kadar getirebildiğini bu alana yönelik yazmış olduğum Lozan yazımla test etme olanağını bulduğumu da ifade etmeliyim. Lozan yazıma olumlu ve olumsuz yorumlarla katılan herkese teşekkür ediyorum. Şunu iyice anladım ki, toplumumuz yanlış bilgilendirmeler sonucu süratle ayrışıyor, başkalaşıyor, birbirine yabancılaşıyor ama her şeyden önemlisi de ötekileşiyor, Yugoslavyalaşıyor.
 
Bu topraklarda da Srebnitza yaşanacağından endişe ediyorum. Yazık... Lozan’ın başarı yada başarısızlığını bir yana bırakalım. Lozan bir türlü içini dolduramadığımız Türk insanının, Türk toplumunun, devletin ve varlığımızın kuruluş belgesi bu coğrafyada bulunmaklığın tapu senedidir. Bu konuda onlarca bilimsel yazı yazmış birisi olarak ömründe bir adet Lozan belgesi görmemiş, sayın okurlarımın bazılarına tavsiyem hiç olmazsa en azından Seha Meray’ın 8 ciltlik Lozan Belgeleri kitaplarını öneririm.
 
Bilgi edinmeden, fikir üretemezsiniz. Önce dağarcığınızı genişleteceksiniz. Bir de rumuz koyarken çok dikkatli davranın, Türkçe rümuzlar edinin.Örneğin İsabel, yanlış demiyorum, İslam’a soykırım uygulayan ve de tek bir İslam kalmamacasına Müslümanları, Musevileri İspanya’dan kovan Katolik Ferdinant’ın muhterem refikaları, eşi KATOLİK İSABEL’ i çağrıştırır ki, bu rümuzu kullandığınızda hemencecik bir yerlere hizmet ettiğiniz ortaya çıkar.
 
Kendinizi gizlerken, şimdilerde çok moda nick’leşirken, müstear ad kullanırken Nene Hatun, Kara Fatma gibi özbe öz Türk Kahramanlarının isimlerinden birini edinin ya da isterseniz hesap vereceğiniz veya arkasında duracağınız için kendi isimlerinizi kullanın,derim. Ahi Evran’ın şeyhliği altında 13. Yüzyılda Ankara ve Kırşehir’de toplanan kısa sürede Selçuklu şehirlerine yayılan Ahiliğin önemli ismi, Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı adını kullanın, derim. Fatma Bacı, "Bacıyan-ı Rum” (Anadolu Kadınları) örgütünü kurmuş ve Kadın Ana olarak da tanınmıştı.

Bakın bize yıllardır kendi adımızla ayaktayız. Yazdığımız her yazının hem kamuoyunda hem de yasa önünde hesabını sonuna kadar veririz. Bu kalemin erbabı, hiç bir şeyden kaçmamıştır, her bir şeyin hesabını vermiştir.

Gelelim Türk Dış Politikasına. Sevgili okurlar, Türk Dış politikasının olmazsa olmaz üç genel ilkesi vardır. Birincisi dış ilişkilerde millilik-milli bağımsızlık bilinci ikincisi akılcılık ve üçüncüsü de milli güce dayanmadır. Bunların Türkçesi Ankara merkezli akılcı politikalarla ayağını yorganına göre uzatmaktır. Şimdi gelelim, tartışmanın odak noktasındaki Adalar meselesine. Nedense, her Lozan tartışmasında bu adalar meselesi ortaya atılır, bir anlamda bu konu abesle iştigal edilir. Kim üretmiştir bunu anlamak mümkün de, Miliyetçilerin buna takılı kalmalarını analamak olasılı değildir.

Gelin, biraz izan ve anlayışla akılları biraz karışmış sevgili okurlarımla Adalar meselesini anlamaya çalışalım. Lozan’a giderken Türkiye Cumhuriyeti devletininin adı yoktur, devletin merkezi İstanbul’dur, hükümet merkezi ise mili güce dayanan “de-facto” bir durumla Ankara’dır. Türkiye Lozan’a TBMM Hükümeti olarak katılmıştır.
 
Ve de Türk Silahlı Kuvvetlerinin adı Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi ifadesiyle TBMM Ordularıdır. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, bu ordunun deniz kanadı yoktur, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olmadığı gibi, deniz gücü de bulunmamaktadır. Türk Ordusu İzmir’e girdiğinde Bağlaşık Devletlerinin karşısına çıkaracağı bir taka bile bulamamıştır. Bilmeyenler için not: Kuvay-yı Miliye’nin karşısına çıkarılan Hilafet Ordusunun karargahı ünlü Yavuz gemisidir. Başı kesilen Kuva-yı Milliye şehitlerimiz buradan yönetilmiştir, Anzavurlar buradan örgütlendirilmişler, Miliyetçilerin kanını akıtmağa buradan gitmişlerdir.

Size öneri okuyun, ama internetten değil, kitaplardan. Hiç kimsenin etkisi altında kalmadan dünya görüşünüzü kendiniz biçimlendirin, ve kendinizi yetiştirme arayış ve çabalarınızda ve soracağınız yorum-sorularındaki derin analitik betimlemeler kullanın derim. Bilimsel empati geliştirin, empatik olun. Kendi paradigmanızdan değil, bir de diğer taraftan bakmayı deneyin.

Katılımcı olun. Cumhuriyet katılımcılıktır. Katılımcılık aynı zamanda elinizi, gerektiğinde vücudun tüm azalarını taşın altına koyma cesaretini gösterebilmek, altınızdaki toprak kayganlaştığında da diyet eylemini gerçekleştirebilmek demektir.

Tabanı olan, belgeye dayanan düşüncelerinizi paylaşın. Paylaşım, karşılıklı üleşim olduğunca bir anlam ifade eder.

Son söz, unutmayalım ki, Hatay ve Kıbrıs Lozan’dan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti ulus devletinin bir zaferidir. Bu sene leyleği tam havada gördük, ABD, Fas ve Güney Kore’den sonra ikinci kez yine uzak doğuya gidiyorum. Sevgiyle ve sağlıkla kalın, sevgili okurlar.
Bu haber 5455 kez okunmuştur.
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar

Eğer bu haberi beğendiyseniz burdan +1 özelliğiyle habere 1 puan verebilirsiniz.


Üye Girişi
Yazarlar
1/10
Röportaj
Ünlü köşe yazarı Ayşe Arman, Can Dündar'la aşk üzerine konuştu...
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
REKLAM   l  İLETİŞİM   l   KÜNYE   l   GİZLİLİK İLKELERİ   l   RSS